23 Haziran 2009 Salı

MATRİX

demir ökçeleriyle yürüyor zaman…
ve benliğimizi perdeliyor hayat..
sisli bir akşamın karanlığında belli belirsiz ışıldayan deniz fenerleri gibi ıssızlaşıyor ruhumuz..
ten kafesinde tünüyor heveslerimiz, korkularımız ve bizi bizden kovan modern takıntılarımız…
dünya sıradanlaşıyor ve alışkanlıklarımızın esiri oluyoruz farkında olmadan..
göksel binaların gölgesinde ve mekanik sesler eşliğinde tüketiliyoruz ayak üstü..
fast food evet fast dead..belki de ilk defa ruhların bedenlerden önce çürüdüğü bir çağda yaşıyoruz..
çağdaşlarımız yani diğerleri diye bir şey yok aslında, kimliklerimizdeki ad,soyad,memleket nevinden farklılıkları yerellik diye sunuyorlar..oysa artık sadece pembe ve mavi hakim dünya tablosunda..diğer renkler biraz sulandırılmış dans ve yemek kültürü sadece… Bir felsefeci hız ve haz medeniyeti diyor buna..
şiirlerde zamanın dantelasında örülen hayat şimdi kapitalizmin örümcek ağlarında örülüyor..
söz gücünü kaybetti artık..
sol ve sağ kapitalin tenceresinde kısık ateşte iyice pembeleştirildi..
ideolojiler ve kitlelere yön veren büyük idealler evcilleştirildi..
ehlileşen mefkure, liberalizmin dişlileri arasında nostaljiye ve devrimcilerin tarih müzelerini süsleyen resimlerindeki donuk bakışlarına terk edildi..
orta ve uzun vadeli düşler yok artık, orta ve uzun vadeli yatırım araçları var..
ruhlar ve duygular borsasında işlem hacmi tabanda,..
ruh tacirleri ve düşünce brokerları geleceği, söze ve ideallere tahvil edemiyorlar artık..
bestesellerde ‘secret’ manipülasyonlarına kafa tutamıyor entelijansiya..
ve kabuklarımızın ardında sürüyor büyük savaş…
başımızı kaldırıp etrafımıza bakamayacak kadar bizi yorgun düşüren nedir şu hayatta!
İnsanlık asırlardır bu kadar tiye alınmamıştı…
ifade ettiğim bu sözler global standardizasyon projesinin manifestosunda, sadece bir edebi metin olarak anlam ifade ediyor..çünkü hayatın kıyısında kalan tüm gerçeklerin dillendirilmesi arabesk yada modası geçmiş olarak tabir ediliyor ve normalleştiriliyor, enerjisi alınıyor ve gürültüler ve kalabalıklar arasında yalnızlığa terk ediliyor...
bir ‘matrix’ in içindeyiz ve morpehous bize o kadim soruyu, hala taze ve dipdiri kalan enerjisiyle yeniden soruyor...nereden geldin ve nereye gidiyorsun ?
ontolojik sorgulamalara hala ihtiyacımız var ve bu soruların cevapları maalesef google ‘da yok…

nerede mi? Neyi kaybettiğini hatırlaman yeterli !

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder